Hezeyan

Kendini deli gibi istediğin bir şeyden alıkoymak kadar güç bir şey yok sanırım. İnsanın kendini durdurması; gitmek isterken aksine kalması. Kalmak zorunda olması. Ne kadar güç bir şey! O gözleri, kulağı her zaman telefonda olup da “bir nasılsın ya da merhaba” bekleyen insan, canımsın benim. Senin hüznünü yanızca kaybedenler bilir, eksilenler bilir, yalnızlık çekenler bilir, kalbi kırıklar bilir. Ben bilirim..
Evet gitmek istedim bir kaç kez ona, ama gidemedim. Kaç kez yazmak istedim ama yazamadım. Çünkü, şairin de dediği gibi “sana giden bütün yollar kapalı. Üstelik hiçbir zaman da sevmediler bizi.” böylelerine dönüp ne diyebilirsin ki. Ne? Üstelik insan uzun uzun susunca birine, ona dair sarf edilebilecek bütün sözcükler ruhlarını yitiriyor, ona da sadece gömmek düşüyor içine. Derken yabancılaşıyorsun da biraz, çok değil yani sadece biraz, yani bir gün bir yerde karşılaşsan yeniden tanışabilecek kadar değil. Başka bir yabancılık bu, bir düşünce yabancılığı; karşındakinin artık bildiğin insan olmaması fikri, başka hayatlara karışıp, başka hayatlara ait olması düşüncesi. Bu kafanı keskin aletlerle dolu bir tenekede sağa sola çevirmek gibi bir şey. Tabi bazen bildiğin insanlar da seni yanıltabiliyor, bu da ayrı bir hezeyan. Tüm kalbinle inandığın o insanların bir gün yalan olması ne demektir? Bunu izah edecek hiçbir benzetme yok kanımca, o hayal kırıklığını somutlaştıracak hiçbir kelime ve obje yok. Ve bütün bunları yaşadıktan sonra anlıyorsun ki; bazı yollara, katetmek için değil de katletmek için çıkılıyor sanki. Öyle bir şeydi işte, her neyse..
Bir sigara yakıp bir çırpıda geçiştirelim bunları sevgili günlük.

 

 

Bir önceki yazımız olan Kutsal Zamanlar başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.